Günah Şehri POMPEİ

Roma İmparatorluğu’nun ihtişamını yansıtan Pompei şehrinin trajik sonunu bugün yeryüzünde bilmeyen hemen hemen yok gibi. Vezüv Yanardağı’nın eteklerinde kurulu olan Pompei ve Herculaneum, Roma’nın ‘‘zevk şehirleri’’ydi. Zengin ve asil Romalılar, genelevleriyle ünlü bu iki kentte hayatın tadını çıkarırdı. Pompei ve Herculaneum kentleri, milattan sonra 79 yılının 24-28 Ağustos tarihlerinde birdenbire faaliyete geçen Vezüv Yanardağı’nın külleri altında kalarak yok oldular.

Pompei’nin böyle bir felaketle yeryüzünden silinmesinde elbette çıkarılabilecek dersler vardı. Tarihi kayıtlar, şehrin yok olmadan önce tam bir sefahat ve sapkınlık merkezi olduğunu gösterir. Şehrin en belirgin özelliği, fuhuşun çok yaygın olmasıydı. Ancak Vezüv’ün lavları bir anda tüm kenti haritadan sildi. Olayın en ilginç yanı ise, kentin günlük yaşantısı içinde, Vezüv’ün korkunç patlamasına rağmen, kimsenin kaçamamış ve adeta olduğu yerde donakalıp felaketin farkına bile varamamış olmasıydı. Yemek yiyen bir aile, o andaki gibi aynen taşlaşmıştı. Sapıklıkları esnasında taşlaşmış pek çok çift bulunmuştu. Daha da önemlisi, bu çiftler arasında, aynı cinsten olanlar, küçük erkek ve kız çocuklar da vardı. Pompei kalıntılarından çıkarılan taşlaşmış insan cesetlerinin, bazılarının yüzleri hiç bozulmadan kalmıştı. Genel yüz ifadesi şaşkınlıktı.

Herculaneum’da insanlar sert lav kalıntılarının altında kaldıkları için bozulmadan çıkarılabilmiş ama Pompeii’de tam aksine yumuşak küller arasında kaldıklarından çıkarma esnasında toz gibi dağıldıkları için dayanabildikleri son seviyeye kadar temizlenmiş, sonrasında ise iç kısımlarına sıvı alçı dökülerek sertleşmesi beklenmiş ve ancak bu şekilde çıkarılabilmiştir.

Bu resimlerde görülen bazı taşlaşmış insan görüntüleri şu şekilde elde edilmiştir ;

Bugün, kalıntılarından anladığımız kadarıyla felaket günü şehirde normal hayat devam ediyordu. Akşam yaşanacak rezillikler için hazırlıklar sürdüren insanlar o gün havanın oldukça boğucu olduğunun farkındaydılar. Üstelik çok hafif olan bir yer sarsıntısını da hissetmişlerdi ama önemsememişlerdi. Saat 13.00 sularında hafif bir kül yağmuru başlar. İnsanlar, el darbeleriyle silkelenebilecek olan bu külü önemsemezler. Muhtemelen yaşlı Vezüv daha önceleri de böyle ufak tefek faaliyette bulunmuş olmalı ki halk; “birazdan geçer” düşüncesiyle aldırış etmemiştir.
Ancak kül yağmurunu önce lapilli (küçük taşlar), sonra bir kaç kiloluk sünger taşlarının gelmesi takip edince tehlikenin büyüklüğü ortaya çıkar. Halk, birden paniğe kapılır, yükte hafif pahada ağır eşyalarını sırtlayarak limana doğru delicesine kaçışmaya başlarlar. Ne var ki iş işten geçmiştir artık.
Evlerine sığınanlar, yoğun kükürt dumanından boğulmamak için kendilerini dışarı atmakta, bu defa da üzerlerine yağan taşlarla helak olmaktaydılar. Korkunç felaketten kimse kurtulamamıştır. 48 saat içerisinde 18 km. lik bir alan içerisindeki Pompei ve diğer şehirler lavlar altında kalmıştı. Bunlardan yalnız Pompei’de 16 bin kişi, nüfusun tahminen %80’i yok olmuştu. Vezüv öylesine kuvvetli püskürmüştü ki, kül bulutları, felaketi haber verircesine Anadolu, Suriye hatta Mısır’a kadar uçuşmuştu.
1748 yılında ciddi bir şekilde kazılar başlatıldı. Dünyanın pek çok yerinden bilim adamları akın ederek şehir bugünkü görüntüsüne kavuşturuldu.
Lavlar Pompei ve komşu şehirleri öylesine konserve etmişti ki; bugün o insanların günlük yaşayışlarını, yeni kurulmuş bir film seti gibi görebilmekteyiz. Ocaktan indirilmemiş bir domuz yavrusu, fırından çıkarılamamış ekmekler, sırtlarındaki mücevher çuvallarıyla sokak kapısını açmaya çalışırken yığılıveren kadınlar ve erkekler, şehir kapısı önünde üstüste yığılmış cesetler, bir zengin evinde cenaze şölenine katılan ve yerlerinden kalkmaya bile fırsat bulamayanlar, evler, İsis tapınağı, tiyatro… Hepsi de yaşadıkları son anları dondurulmuş bir şekilde duruyor. Yazıcı dükkanında balmumu tabletler, kitaplıktaki papirüs tomarları, hamamlarda kaşağılar, meyhane tezgahlarında kadehler ve son müşterilerin bıraktıkları paralar, ev ve dükkan kapılarında sahiplerinin isimleri, umumi tuvaletlerdeki pislik bulaşıkları bile aynen duruyor.

| Tagged | 2 Yorum

Kayıp Uygarlık Şambala

James Hilton’un Lost Horizon (Kayıp Cennet) adlı kitabında ilk kez ünlenmesinden bu yana, Şangri-La pek çok kişinin hayal güçlerini kamçılamıştır. Bunun nedeni insanların neşe ve barışın olduğu, kimsenin yaşlanmadığı ve herkesin uyum içinde yaşadığı böyle bir yerin dünya üzerinde olmasını gerçekten istemeleri olabilir. Bunun Öteki Dünya’ya duyulan özleme benzediğini düşünüyorum.
Şangri-La’nın Tibet yakınlarındaki Himalaya dağlarında bir yerde bulunduğu tahmin edilmektedir. (Francine Himalayaların merkezinde lotus şeklinde bir şehir olduğunu ve orada dış uzaydan gelenlerin yaşadıklarını söylüyor. Bunlar Çin’deki dağlarda bulunan taş disklerin ve kristal kafataslarının Dropa’sı olabilir mi?) Bu gizemli yere Tibet yerlileri tarafından Şambala adı da verilmektedir. David Wallechinsky tarafından kaleme alınan The People’s Almanac # 3’deki bir makaleye göre burası insanoğlunun evrimine kılavuzluk eden mükemmel ve yarımükemmel insanların yaşadıkları “Gizli Krallık” olarak bilinmektedir.

Şangri-La’nın dış dünyadan Tibetlilerin “kar bekçileri” olarak adlandırdığı psişik bariyerler ile korunduğu düşünülüyor. 1900’lerin başlarında bir ingiliz binbaşı Himalayalar’da kamp yapıyordu ve uzun sarı saçlı, çok uzun boylu, üzerinde hafif giysiler olan bir adam gördü; adam görüldüğünü fark etmesiyle birlikte hemen dik bir yamaçtan aşağıya doğru koştu ve gözden kayboldu. Bu olaydan söz ettiğinde onunla birlikte kamp yapmakta olan Tibetliler hiçbir şaşkınlık göstermediler ve ona bu adamın kutsal bölge Şambala’yı koruyan karadamlardan biri olduğunu sakin bir şekilde izah ettiler.Bir çeşit kar bekçisiyle ilgili daha detaylı bir anekdot 14 yılını Tibet’te geçiren Alexandra David-Neel tarafından aktarıldı. Kendisi Himalayalar’a yaptığı pek çok geziden birinde olağandışı bir hızla hareket eden bir adam görmüştü ve onu şöyle tarif etti:Son derece sakin ve etrafına kayıtsız olan yüzünü açıkça gördüm; gözleri ardına kadar açıktı ve yukarıda uzayda olan görünmez bir nesneye sabit bir şekilde bakıyordu. Adam koşmuyordu. Sanki kendisini yerden yukarıya kaldırıyo gibiydi ve sıçrayarak ilerliyordu. Bir topun esnekliğine sahipmiş gibi görünüyordu ve ayakları yere her değdiğinden zıplıyordu. Adımları bir sarkaçın düzenliğine sahipti.Şangri-La’yı arayan kişilerden bir hiç haber alınmadığı söylenmektedir. Onların bu tehlikeli yolculukta donduklarını ya da orada kalmaya karar verdiklerini hissediyorum.

Yakınlarda bulunan ve Şambala’nın geri kalan enerjisinden etkilenen bir manastır olduğu söyleniyor ve oraya giden birçok kişi inanılmaz iyileştirici etkiler yaşamışlardır.Birçok tarihçi Sanskritçe’nin Şangri-La’dan geldiğine inanmaktadır; Francine ise onun Lemuria’dan geldiğini söylüyor. Şambala veya Şangri-La’nın Tibet mistisizminin en yüksek formu olan Kalaçakra’nın kaynağı olduğuna da inanılmaktadır.Tibetteki dini metinler gizli şehrin fiziksel yapısını detaylı olarak anlatmaktadır. Her biri dağ halkası ile çevrelenmiş sekiz bölgeden oluşması nedeniyle Şangri-La’nın sekiz petalli lotus çiçeği tomurcuğuna benzediği düşünülmektedir. En içerdeki halkanın merkezinde başkent ve altın, elmas, mercan gibi değerli taşlardan yapılmış kralın sarayından oluşan Kalapa bulunur. Başkent kristalimsi bir ışık ile parlayan, buzdan dağlar ile çevrelenmiştir. Şambala’nın teknolojisinin son derece ileri olduğuna inanılmaktadır; sarayda dünyadışı varlıkları incelemek için yüksek güçlü teleskoplar olarak işlev gören merceklerden oluşan özel çatı pencereleri vardır ve yüzyıllar boyunca Şambala halkı uçaklar ve yeraltı tünel ağında hareket eden arabalar kullanmıştır.

Aydınlanmaya giden yolda Şambalalılar medyumluk, büyük hızlarda hareket etmek ve istedikleri anda maddesel forma geçme ve gözden kaybolma gibi güçler edinmişlerdir.The People’s Almanac şöyle diyor: “Şambala kehaneti krallardan her birinin 100 yıl boyunca şehri yöneteceğini ve toplam 32 kral olacağını içeriyor. Her kralın krallık dönemi sona erdikçe, son kral dünyayı kötülüğe karşı güçlü bir savaşı yöneterek kurtarıncaya kadar dış dünyadaki koşullar daha da bozulacak”.Onların dini metinlerine göre, Tibetli rahipler dünyadaki herşeyin Şambala kehanetinde yazıldığı şekilde gerçekleştiğini ifade ediyorlar. Olacaklar hakkında herhangi bir bilgi vermiyorlar çünkü rahiplerin çoğu bu bilgi ile başa çıkamayacağımızı ve bunların bizi ilgilendirmediğini düşünüyor. Kehanet hakkında bildiklerimiz şunlardan ibaret: Tibet’de Budizm’in bozulması, tüm dünyada hüküm süren inanılmaz ölçülerdeki materyalizm, özensizlik, 21. yüzyıldaki savaşlar ve kargaşa Şambala kehaneti hakkında gerçekte ne kadar az bilgi sahibi olduğumuz ile örtüşüyor

| Yorum yap

Smurl Ailesi Olayı

Pensilvanya eyaletinin West Pittson Şehrinin Chase Street ( sokağında ) 13 senedir ( 1974 – 1987 )oturan bu aile başlarına gelen olaydan bir daha kurtulamamışlardır.
Onların hikayelerı olanlar Medyaya intikal etmesi ve bir kitap ve birde filme mevzuu teşkil etmesi üzerinde dünya çapında meşhur olmuştur . Bu aile “ Smurl “ ailesidir.

1972 senesinde Jack ve Janet Smurl Agnes Tayfunundan ve onun yaptığı yıkıntılar ve selden kaçmak için Wilkes – Barre Pensilvanyadan kaçıp gelmeleriyle bu olaylar da başladı.
1973 senesinde Dublex bir daireye taşındılar. Bunu onlara Jack’ın Anne ve Babası almıştı ve hep beraber aynı evde oturuyorlardı. Ev 1896 inşa edilmiş ve orta gelirli insanların oturduğu sakin bir mahaledeydi. Ev halkı aralarında çok mutlu bir şekilde yaşamaktaydı. Jack ve Janet Katolik inançlarla büyütülmüşlerdi ve gerek kandileri gerekse Anne ve Babaları inancı kuvvetli insanlardı. Bütün aile evi paylaşmaktan ve beraberce yaşamaktan mutluydular. Jack ve Janet birde aileye Shannon ve Carin adlı ikizleri ilave etmişlerdi .1974 Ocak ayında taşındıktan birbucuk yıl sonra evde bazı değişiklikler oluşmaya başladı.

İlk önce önemsiz ama can sıkıcı olaylarla . Evin salonundaki halıda bir türlü çıkmayan bir leke belirdi. Ayrıca yeni yaptırdıkları banyolarının duvarın derin çizikler oluştu. Kanalizasyonda sık sık sebepsiz olarak tıkanmaktaydı. Bütün bunlara ilaveten yeni aldıkları Televizyonları bir gece hiç sebepsiz yandı. Zaman geçtikçe bu gibi olaylar daha sık olmaya ve daha da korkutucu bir hal almıştı.Jack ve Janet’in kızı Dawn kendi yatak odasında havada yüzen insanlar gördüğünü iddia etti. Daha sonra merdivenlerde insan ayak sesleri, kendiliğinden açılıp kapanan radyo.

Kendiliğinden.Boşalan klozetler. Bilgisayarın yazıcısı kendiliğinde açılıp sonrada kapanıyordu elektriğe takılı olmadığı halde. Sebebi bilinmeyen bu olaylar gittikçe artış göstermeğe başladı. Korkunç söylentiler ev üzerine söylenmeğe başlanmıştı. Jack bir çok kere bir şeyin ona fiziksel olarak dokunduğunu his etmişti. Zaman geçtikçe poltergeist 0 Ruhların tacizi gittikçe daha baskılı bir şekilde artmaktaydı. 1977 senesi geldiğinde artık bu olanlar yaşanamıyacak bir hale gelmişti.Bu olaylar sadece evin Jack ve Janettin yaşadığı bölgesine mahsus değildi. Jack’ın annesi Mary ve Babası John da böyle olaylara maruz kalıyorlardı. Ev birden buz gibi soğumakta ve Jack ile Jannetin yaşadığı kısımdan çok yüksek sesle kavga ve münakaşa sesleri geliyordu. Konuşulanların her biri açıkça anlaşıyor hakaret dolu sözler duyuluyordu.

Smurl ailesinin başına gelen bu olaylardan komşularda çok rahatsız olmaktaydı. İşin ilginç yönü evde kimse olmadığı zamanda bu kavga ve münakaşa sesleri bütün mahaleye yayılmaktaydı. Komşulardan bir kısmı onların başına gelen olaylardan dolayı üzülüyorlar ve yardım etmek istiyorlardı. Diğer bir kısmı ise Smurl ailesini sahtekarlıkla suçluyor ve bu olayaları kendilerinin yaptıklarını düşünüyorlardı . Bunu etrafa tanınıp filim kitap ve medya sayesinde meşhur ve zengin olmak için yaptıklarını söylüyorlardı.

Bir gün evin bodrumunda çamaşırlarını asarken birisi isminle kendisine seslenmiş Janet’de buna cevap vermişti. Fakat sonra kimse olmadığını görünce birden evde yalnız olduğunu hatırladı. Bu hadiseden sonra evdeki ses ve diğer olaylar çok sıklaştı ve birgün duvarın içinden siyah bir insana benzeyen bir varlık çıktı odada herkesin gözü önünde ilerledi ve evin diğer bölgesi duvarında kayboldu. Evin öbür tarafında oturan John ve Mary de aynı siyah insana benzer formu evin kendi taraflarında gördüler.

Aileye karşı şiddet başladı ve gittikçe arttı. Evin köpeği olan Alman Shepherd ( alman Çoban ) Saldırıya uğradı. İkizlerden Shannon merdivende bir kaç basamak aşağı fırlatılmış ve tam yanı başında bodrumdaki fıçılardan bir tanesi yere atılarak patlamıştır. Aynı zamanda çok ağır hakaretler de söylenmişti. Janet havaya kaldırılıp yere bırakılmıştı. Duvarlarda devamlı sesler ve çizikler ve çatlaklar meydana gelmekteydi.

Ed ve Lorraine Warren Janet tarafından çağrıldılar 1986 senesinde yardım için. Warrens’ler Amerikada çok tanınmış parapsikoloji araştırmacısı ve Şeytan kovuculardı. Long İsland ‘daki Amityville meselesinde çalışmış ve sonuçlandırmış olan guruptaydılar. Janet onların namını Duyduğundan son bir ümit olarak onlara başvurmuş ve yardım istemiştir.

Warren’ler aile fertleriyle tek tek görüştüler ve evi iyice incelediler. Evde buldukları 4 olay sebebinin bir tanesi “ Şeytanla ilgiliydi “ . Şeytanın kendisini göstermesi için yapılan bütün çalışmalar neticesiz kalmıştır. Ancak buna karşın evdeki şiddet olaylarının artmasına sebep olmuştur. Yine yapılan araştırmalarda bu olaylarda en fazla azalma mukades Su ve Dualar sayesinde olmaktaydı.

Aileye karşı hücumlar devam etmekteydi. Gerek şiddetinde gerekse sertliğinde artma göstererek . Jack ve Janet bu kerede Ruhsal varlıktan seksuel tecavüzlere uğramaya başladılar. Kızları Dawn nerdeyse ruhsal varlık tarafından iğfal ediliyordu. Ne olduğu anlaşılmaya bir hastalık Carin Smurl ve Ed Warren’i yatağa yatırdı. Janet ve Mary ise kollarında yaralar peyda oldu.

En sonunda Smurl’s lar Katolik kilisesinden yardım istediler. Ancak istedikleri neticeyi alamadılar bunun üzerine Warrenler onlarla Peder Mc Kenna’yı getirdiler Exorcisme – Şeytan Çıkarma yapması için. Ama bu sadece Ruhsal varlığın daha şiddetli saldırılarda bulunmasına sebep oldu. Peder Mc Kenna ikinci bir Exorcism – Şeytan Çıkarma çalışmasına girişti ama buda menfi bir sonuçla bitti.
Ruhsal varlıktan uzaklaşarak kaçma olayıda neticesiz kaldı. Aile bir ara evden uzaklaşmak için bir kamp gezisine katıldılar. Ama buda netice vermedi Jack çalıştığı iş yerinde de ruhsal varlığın Tacizine uğradı. Son çare olarak aile Medya’ya haber vermeyi ve onlardan yardım istemey düşündü. Medyada bu haber çıkınca Smurl’ların evi Medyanın ve ziyaretçilerin akınına uğradı. Medyada yazılar birbirini takip etti. Evi ziyaret etmek için geziler tertip edildi. İnanmayanlar ( septic yani şüphecilerin ) akınına ve sorularına tabi kaldılar . 

Katolik kilisesine yapılan ikinci başvuruda kilisenin bu olaya karışmak istemediği için red edilmesi üzerine , o bölgede bulunan Seranton Tarikatına mensup ilgililler baş vurup bir araştırma yapmak istediklerini çıkan neticeye göre nasıl bir yardımda bulunabileceklerine karar vereceklerini bildirdiler. Buda tam netice vermedi ancak bu arada Peder Mc Kenna tarafından tatbik edilen üçüncü bir Exorcism – Şeytan Çıkarma çalışması olayların sonlanmasına sebep oldu.

Ancak olayların bitişinden üç ay sonra 1986 Aralığında bu sessizlik siyah renkteki varlığın Jack tarafından tekrar görünmesi ile tekrar başladı. Sonunda Smurl ailesi o evden ve şehirden başka bir eve ve şehre taşındılar. Tam bu sıradada başlarından geçen olayaları anlatan kitap yayınlandı. 1988 de Smurl’lar üzerine çevrilen filmin piyasaya çıkmasından üç sene evvel her şey tekrar sükünete kavuştu. 1991 senesinde Kilise dördüncü defa bir Exorcism – Şeytan Çıkarma tatbik etti.
Bunun neticesinde aile “ kara varlığın “ tacizlerinden kurtulmuş oldu. Eski zamanlarında ki Serbest ve rahat hayatlarına kavuştu. Aradan geçen 14 sene ve 4 Exorcism – Şeytan Çıkarma çalışmasının sonunda aileye musallat olan “ kara ruhsal varlık “ onları terk etmişti.

 

| Tagged , , | 3 Yorum