Zaman Çukuru

Petit Trianon olayi literatürün en çarpici olaylarindandir…
Paris’e gitmek siradan bir olay degildir, zira karsinizda çagin simgesi betometalik bir megapol yoktur, yüzlerce yillik bir uygarligin ta kendisini içindeymis gibi yasarsiniz, sanki los bir sokak arasindan Kraliçe’nin silahsörlerinden birisi birden önünüze çikiverecektir veya gizemli bir kalenin buram buram ani kokan kuytu bir kösesinde insanligi biçimlendirecek düsüncelere dalmis bir siluet hala oturmaktadir. Ya da, Galya güzelligini simgeleyen bir kadin Romalilar’dan Naziler’e kadar uzanan bir direnisin isyankar bakislarini gizleyerek, sarap kadehinin ardindan arkanizda duran bir hayaleti süzmektedir. Kisacasi Paris, aynen Delhi, ?stanbul, Bagdat, Dublin veya Roma gibi bir gil^em ve nostalji demetidir, iste gizem denen sözcük de, konumuzun ta ken|disi. Paris’e gidince hele ilk gidiyorsaniz ve zamaniniz varsa Versaîlles Sarayi’ni görmeniz gereklidir, inanilmaz bir ihtisamla, varaklarin aralarinda hala sakli olan entrika kokularinin asaletle bulustugu yerdir orasi. Gezerken ister istemez, kiliginizin degistigini ve davranislanizin etkilendigini hissedersiniz.

Versailles sarayinin içindeki bölümlerde zaman zaman garip olaylarla karsilasiliyor.özellikle sarayi gezmek amaci ile gelen turistlerin basina gelen olaylar zaman çekmecelerine örnek olarak gösteriliyor.
Bir saray gezisinin baslangici
Günümüzden 95 yil evvel, 1901 yilinin Agustos ayinda sicak bir ögle sonrasinda iki orta yasli ingiliz ögretmeni tatillerini geçirmek için geldikleri Paris’te Versailles’a gitmeye hazirlaniyorlardi.Miss Anne Moberley ve Miss Eleanor Jourdain tarihe merakliydilar, kente geldikleri andan beri Fransa’nin simgesi olan Saray’a gitmeye can atiyorlardi. Ne Moberley, ne de Jourdain daha sonra Saray’i gezip, Aynalar Satonu’na geçerlerken birazdan yasayacaklari olay yüzünden tarihe geçeceklerini akillarindan bile geçirmiyorlardi. Salonun açik pencerelerinden çiçekli bahçeler içindeki Petît Trianon Sarayi uzaktan gözüküyordu.
Bu küçük saray, XV. Louis tarafindan yazlik olarak yaptirilmis ve sonra da XVI. Louis tarafindan da Kraliçesi IVlarie Antoinette’e verilmisti.iki ögretmen Küçük Trianon’u görmeye karar verdiler ve çiçeklerle dolu yemyesil yola düstüler, yanlarinda bir rehber veya simdiki gibi yollari gösteren isaretler o zamanlarda henüz yoklu. Yolu bilmiyorlardi ve pencereden uzakta gözüken saraya dogru tahmini olarak gidiyorlardi. Agaçlarin gölgeleri arasinda ilerlerken yapayalnizdilar, bir kez yol degistirdiler, Miss Jourdain bir ara agaçlarin içinde duran beyaz giysili bir kadin gördü, yolu sormayi düsünürken arkadasinin aldirmadan yürüdügünü görünce sesini çikarmadi. Jourdain sonralarda, arkadasinin böyle bir kadini görmedigini ögrenecekti. Yürürlerken arada bir ingiltere’den ve dostlarindan söz ediyorlardi. Saga döndüler, bazi küçük yapilari geçtiler, birden bunlardan birinin kapisi açilarak iki adam disari çikti. Giysileri bir tuhafti, iki kadin da adamlarin bahçivan olduklarini tahmin ettiler ve yollarina devam ettiler, adamlar onlarla hiç ilgilenmeden aralarinda konusarak önlerinden geçip gittiler, iste tam o anda Moberley garip bir sey oldugunun farkina vardi;
adamlarin sesleri duyulmuyordu.

ZAMAN çEKMECELERiNDE KAYBOLABiLiRSiNiZ
Fransiz arastirmaci ve yazar Jacques Bergier’e göre, zamanda yolculuk, fizikle ruhçulugun birlestigi bir bilim çizgisinde açiklanabilir. Ve su ana kadar da bilim., zamanin oyunlari hakkinda yeterince ipucunu bize vermistir. üzerinde durmamiz gereken en önemli konu, “Zaman çekmeceleri “dir. Bu çekmecelerde zaman parçaciklari son derece hizli dönüsüm içindeler ve o zaman gözlemciye göre çok daha agir ilerler. Bu sonuç, normal zamanda hemen yok olan parçaciklarin, çekmecedekilerden daha farkli oldugunu kanitliyor. Kisacasi zamanda yolculuk için çok büyük bir enerji gerekmektedir ve bu enerjinin niteligi ve kaynagi henüz belli degildir. Ama, bilimin gelecegi umut vaadt etmektedir. Bergier’nin yorumu ilginçtir, zaman çekmecelerinden Hawking de söz etmekte, ama çekmecelerin nasil ve neden olustuktan bilinmiyor. Bilinen tek bir sey var, iki ingiliz ögretmenin basina gelen olayin tek olmadigi. Benzeri birçok olay daha yasanmistir. Versailles Bahçeler’inde yasanan olay, akan zamanin içinde kalmis resim gibi görünüyor ama üç boyutlu, gerçek bir resim bu, hatta içine girebiliyorsunuz. Hani bilgisayarinizda silinmemis programciklarin birden karsiniza çikmasi gibi… Moberley ve Jourdain, anilarinda olayin basladigi anda havanin bir garip oldugunu, son derece agirlastigini ve hatta ozona benzer garip bir kokunun var oldugunu yaziyorlar. Bütün bunlar bilinmeyen veya henüz niteligini fark edemedigimiz bir enerjinin habercisi olabilir mi? Böyle bir ortami, her an yasamak mümkün,nasil mi? iste bunu bilmiyoruz. Galiba, çok yogun, unutulmaz ve kalici olaylarin yasandigi yerler, Zaman Kaymalari için uygun yerler olabiliyorlar…
üç boyuttan, iki boyuta düsüs…
Daha da garibi, adamlarin uzun at kuyrugu saçlari, yesil giysileri ve üç köseli sapkalari vardi, iki ögretmen giden adamlarin ardindan bakarak, bunlarin turistler için özel giydirilmis figüran olduklari sonucuna vardilar. Simdi tam karsilarinda küçücük bir kulübe vardi ve önündeki tahta bankin üzerinde bir adam oturuyordu. Yüzü karanlik ve çirkindi, kafasinda genis sombrero tipi bir sapka, üzerinde özenti giysiler vardi. önünden geçtiler, adam hiç bakmadi, uyuklar gibiydi. Tam o anda arkalarindan gelen ayak sesleri üzerine dönüp baktilar, yol bostu ama hayir Miss Jourdain için bostu çünkü Moberley orada duran bir adami görüyordu. Sonralari “Tam bir centilmen havasi vardi, uzun boylu, iri ve koyu gözlü, parlak dalgali siyah saçlari vardi. Genis üç köseli soylu bir sapka giymisti…Ve garip bir sekilde gülümsöyordu…Sonra eve dogru ilerlemeye basladi…” diye anlatacakti.

Adam dönerek onlara dogru bakti ve sanki kiyafetten çok garipmis gibi yukardan asagiya süzerek tekrar gülümsedi ve hafifçe egilerek selamladi. Moberley ve Jourdain ilerledikten sonra tekrar baktiklarinda hiç kimse yoktu. Arkalanndan gelen ayak seslerini her ikisi de duyuyordu. Artik panige kapilmislar ve bir an önce oradan uzaklasma çabasina girmislerdi. Ayni yoldan geri dönmemeye karar verdiler, yola devam edip, Küçük Trianon’u ziyarete gelen baskalarina ulasmayi düsünüyorlardi. çevrede garip bir atmosfer vardi, sanki derinlik yok olmus ve iki boyutlu bir resme bakar gibiydifer. Tam bir panige düsmüsler ve kosmaya baslamislardi, o korkunç yüzlü adamin arkalanndan geleceginden korkarak, nefes nefese kosuyorlardi
Korku sona eriyor;
Neolmustu?
Derken yol küçük açikliga ve minik bir dereyi asan köprüye ulasti. Hemen karsilarinda küçük bir kir evi ve evin yanindaki yesil alandabulunan küçük çardakta oturan bir kadin vardi, bir digeri de onun önüne yere oturmus, bakiyordu. Oturan kadin bir gergefte is isliyordu, yerdeki ise adeta tapinir gibiydi. is isleyen kadin çok genç degildi, saçlari basinin üstünde beyaz bir kurdele ile toplanmisti. Yüzü belirgin bir anlam tasiyordu ve etkindi. Moberley ve Jourdain biraz ötede durup baktilar, yerde oturan kadin hiçkiriyordu ve her ikisi de açikça duydular. Miss Jourdain ne oldugunu ve eve girip giremeyeceklerim sormak istedi. Ama birdenbire önlerinde hiç kimsenin olmadigini fark ettiler, daha büyük bir korkuyla evin arkasina dogru gittiklerinde karsidan genç bir adamin oradaki daha küçük bir kulübeden çikarak onlara dogru geldigini gördüler ama artik duracak halleri yoktu. yalniz adamin sanki bir eglenceye gider gibi neseli ve giyimli oldugu izlenimine kapildilar. Ve birden karsilarindaki patikanin altinda ana yolu gördüklerinde artik kosmaktan bogulmak üzereydiler. Yola vardiklarinda çevrenin sanki daha aydinlandigini ve yolda Saray’a gelip giden kendilerine benzer insanlarin bulunduklarini gördüler. Gariplikler bitmisti ama her ikisi de tükenmislerdi, hiç konusmadan kendilerini otellerine attilar.
Kabus tekrarlaniyor…
O günden baslayarak bir hafta boyunca Jourdain ve Mobertey sürekli olayi tartistilar ve Miss Moberley oturup tüm olanlari yazdi. Jourdain de arkadasinin israriyla ayni seyi yapti ve sonra oturup karsilastirdilar, ayni olayi küçük gözlem farklariyla yasamislardi. Moberley, birden arkadasina “Küçük Trianon’un hayaletli veya tekinsiz olduguna inaniyor musun?” dedi, Jourdain ayni düsüncedeydi. Ve sonra ingiltere’ye geri döndüler, üç ay sonra yeniden bulustuklarinda ki ayri kentte çalisiyorlardi, tekrar olayi karsilastirip tartistilar. Bir hayali kollektif olarak yasadiklarini açiklama haline getirmeye çalisiyorlardi. Ve sonuçta, arastirma yapmaya karar verdiler, ilk olarak ingiltere’de yasayan Parisli bir arkadaslari Jourdain’in aklina geldi, çünkü adam Versailles’liydi. Arkadaslari daha sözün basinda, bir kez kendisi de dahil olmak üzere Versailles bahçelerinde Kraliçe Marie Antoinette’nin pembe bir elbise ve basinda beyaz bir kurdele ile birçok defa görülmüs oldugunu anlatti, iyice heyecanlanan iki kadin olayi anlattiktan sonra tekrar Versailles’a dönüp arastirma karar verdiler, iste bundan sonra olay patladi demek mümkün; Jourdain ocak ayinda tekrar ama bu kez yalniz olarak Paris’e gitti ve tüm cesaretini toplayarak Versailles’a girdi ve ayni yoldan ilerlemeye basladi. Bu kadari da fazla diyeceksiniz ama Kaptan Scott da 9 defa kutba gidip, sonunda ille de orada neden öldü dersiniz?
Top oynayan kadinlar
Evet, Jourdain ayni yerdeydi, yapilar ve yollar ayniydi ama farkliydilar. Yani ayni yerde ayni yapi vardi ama biçimi degisikti, mesela pencereleri, pancurlari baskaydi. Ya da köprü çok daha degisikti, taslari ve rengiyle. Tam köprüyü asip, isminin Hameau oldugunu ögrendigi eve geldiginde yine o garip duyguya kapildi ve birden karsisinda yine o kadinin ama bu defa yaninda birkaç kadinla beraber topa benzer bir seyle oyun oynadigini gördü. Sonra görüntüler kayboldu, Jourdain artik korkmuyordu, meraki korkusunu asmisti. Biraz ötede bir arabaya uzun odunlar yükleyen tünikli ve üç köseli sapkali iki adam vardi, oraya dogru giderken tekrar dönüp Hameau’ya bakti ama önüne döndügünde araba ve adamlar yok olmustu. Agaçlar arasinda bir cep saatine bakar gibi duran adam, ipek elbiseli bir baska biri, uzaktan gelen kalabalik insan sesleri ve çalinan bir müzik Jourdain’in yasadigi ve gördügü diger olaylardi. Ama ögretmen daha önceki gelisinde yasadigi korkutucu duygulara pek kapilmamisti. Artik çok fazla merak ediyordu, neler oluyordu? Ve niçin bu gariplikler onlarin basindan geçmisti?
Gizemi çözen çardak bulunuyor…
Bu ziyaretten sonra ikisi de defalarca Versailles’a gittiler ama bir daha hiçbir olay yasamadilar. Müzelere, uzmanlara gittiler, Saray’in planlarini incelediler, 1790’larin giyimlerini arastirdilar. Hemen her sey uyuyordu ama küçük farklar vardi, mesela bahçivan sandiklari adamlar kimdi? çünkü o dönemlerde yesil giysi giymek sadece soylularin hakkiydi. Olay artik duyutmustu, herkes iki kadini merak ediyor ve olanlari tartisiyordu. Derhal karsit görüsler çikti ve hayalcilikle suçlandilar, iste bu suçlama olayin dügüm noktasi oldu. En önemli detay Marie Antoinette oldugundan artik kesin emin olduklari kadinin oturdugu çardakti…
çünkü böyle bir çardak yoktu ve bulundugu île ilgili hiçbir kayit da yoktu. Eger bunu kanittayabilirlerse dogru söyledikleri anlasilacakti. Mobertey çardagin çin tarzini animsattigini söylüyordu, bir sürü arsiv arastirdilar, derken “Revue de Paris” dergisinde Leon Rey imzali bir yazi buldular, Trianon yolundaki Kraliçe’yi önünde gördükleri küçük yapilara “Jeu de Bauge” dendigini ögrendiler ve Kraliçe’nin “Jeu de Bauge”sini (1774 yilinda Kraliçe’nin bahçivani Antoine Richard yapmisti. öyleyse çardagin planlarinida o çizmis olabilirdi. ipucu bulunmustu ve ilgili arsivde planlar bulundu, çardagin tipatip anlatildigi gibi çizimleri vardi ve Antoine Richard tarafindan yapilmisti. Ayrica aynen anlattiklari gibi patikalar, evin önündeki teras, koruluk alan planlarda görülüyordu. iki ögretmenin yalanci olduklarini iddia edenler, kuskucular artik susmuslardi. Ama Moberley ve Jourdain ölünceye kadar bikmadan olayi arastirmaktan vazgeçmediler.

Manyak bir kontun tutkusu mu?
Eski bir tarih kitabinda kendilerine bakip selam veren adamin resmine rastladilar, adam Kraliçe’nin yakin dostlanndan olan Vaudreîl Kontu ‘ydu ve bu yüzden idam edilmisti. Evin önündeki uyuklayan çirkin adam da tanimlandi, Kraliçe tutuklandiginda ona gardiyanlik yapan kötü ünlü bir ihtilalciydi. Ama bu çok sonra oldu, artik iki emekli ögretmen olan kadinlar 80 yaslaria geldiklerinde, yani 1940’larda. Yasadiklarini bir kitap haline getirip “Bir Macera” adiyla 1911′ de yayinladilar. Ve herkes gibi onlar da birgün yasamdan ayrildilar. Hikaye burada bitti mi? Hayir pardon bir eksik var. 1976’da ?ngiliz Arkeolog ve Yazar Joan Evans kamuoyuna bir açiklamada bulunarak olayin çözümünü buldugunu söyledi. 1900’lerde Paris sosyetesinden olan Comte Robert de Montesquieu Versailles’de oturuyordu. Kont soylu olmasina ragmen hirsiz ve katil olarak ün yapmisti. Kont’un Versailles’a ve Louis dönemi Fransasi’na tutkusu büyüktü, adamlar tutuyor, onlara eski giysiler yaptirip, giydiriyor saray bahçelerinde alemler yaptiriyor ve gelenleri korkutup bundan zevk aliyordu. Evans tanik olarak da Kontun eski sekreteri olan Gabriel Yurri’yi gösteriyor ve çekilen bir resimde ayni yerde görünen giydirilmis iki adamin o yillarda çekilmis fotografina dikkat çekiyordu. Evans’in açiklamasi ilgi gördü ama çözüm olamadi… çünkü bu açiklama, ne ögretmenlerin bilemeyecekleri seyleri anlatmalarini, ne de dogru çikan tariflerini açiklayabiliyordu. Hameu’daki çardagi kötü Kont da bilemezdi, bilse bile öyle bir yapi artik yoktu. Gizem sürüyordu.

Petit Trianon’da yasanan olay gerçekten düsündürücü, yolunuz düserse siz de oradan, o küçük köprüden geçin, o çin tipi evin önünde durun, kimbilir belki siz de orada olmayan bir çardakta oturan ve kendisi için aglayan kadinin önünde is isleyen bahtsiz Kraliçe’yi görebilirsiniz. Bu asla yasalarini anlayamadigimiz zaman faktörüne özgün bir kayma ise belki de onu, feci sonu için uyarabilirsiniz, çabuk kaç diye…Fakat acaba senaryosu yazilip, çekimi bitmis bir yasamin geçmiste kalan çizgisi degistirilebilir mi? Versailles Bahçeleri Paris’te ama benim aklima hemen yanibasimdakiler geliyor.

ister istemez düsünüyoruz; acaba çankaya bahçesinde Atatürk geçmis’ te oldugu gibi inönü ve Bayar’la dolasip hala tartisiyor mu? Veya Topkapi Sarayi’nin biraz da ürpertici bahçelerinde Sultan ibrahim hala olmayan baliklara altin atiyor mu? Yoksa Harem’in karanlik köselerinde Valide Sultan hala celladi Kusçu’nun perde ipiyle kendisini kovalamasindan kaçmaya mi çalisiyor? Ve bir de merak etmemek elde degil, acaba Fatih Sultan Mehmet hala atini gittikçe yok olmakta olan istanbul surlarina sürüp, “Ne ettiniz de bu güzel sehri böyle perisan ettiniz, kim yapti bunu, tez söyleyin, nerdesin bre cellat?” diye duyulmayan sesiyle haykiriyor mu? Biz bilemiyor, duyamiyor ve göremiyoruz ama hissediyoruz. Kimbilir belki de sizlerin arasinda da Moberley ve Jourdain gibiler vardir, onlari görüyor ve duyuyorlardir…

Reklamlar
Bu yazı UZAY içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s