Vampirler -2-

Rosemary Ellen Guiley dünyanın balkıda tek vampir araştırmacısı; neredeyse dünyanın yarısını dolaşarak, bin sayfalık bir dosya oluşturdu. Çeşitli ülkelerdeki yüzden fazla vampir derneği ile görüştü, şayisiz insanla görüştü. Elde ettiği sonuçlar öylesine ilginçti ki, öğrenim kurumları tarafından kullanılmak üzere ciddi ödemeler yapılarak satın alindi.

Web ster Sözlüğü’nü açtığınızda Vampir sözcüğünün karsısında su yazar; Ölü bir insanin canlanmasına veya geceleri mezardan çıkmasına inanmak; vampirler uyuyan insanların kanlarını emerler.
Guiley, sondaki uyuyan insanların kanlarının emilmesi bölümünün saçma olduğunu söylüyor ve ekliyor; Aslında tümü saçma, herkes vampir tanımını aynen yapamaz, genelde filmlerden ve kitaplardan etkilenilir. Ortada hep ölümsüz, fiziksel ve seksüel yönden çok güçlü, yapmacık, geceleri yasayan ve doğaüstü güçlere sahip bir yaratığın olduğu sanılır. Bu saçma inançlara göre bir vampir, kötülük doludur çünkü yasayan insanların kanlarını emerek yasamanı sürdürür, oysa bu doğaüstülük ve ölümsüzlük için ise yaramaz. Sonuç olarak bütün bunlar vampir folklorundan kaynaklanırlar ve gerçekten uzaktırlar.

Guiley, yıllarca süren araştırması sırasında, ne Brom Stoker’in Dracula’sina, ne de Anne Rice’in Lestat’ina veya Armand’ina rastlamadığını belirtiyor. Bunlar gerçekten birer kurgu/fantezi, bu tür tiplemeler aslında arzulanan istenen vampir tiplemeleri yani toplumun bilinçaltı atamaları; güncel sinemada bu daha belirgindir; artık vampirler Klaus Kinski, Christopher Lee veya Bela Lugosi gibi çirkin deil, Gary Oldman, Antonio Banderas veya Tom Cruise gibi yakisikli ve seksidirler, seyirci onlarin kazanmasini açik açik ister ve taraflarini tutar. Guiley’in ideal vampirin elbette dogaüstü olacagini ama bunun alternatif realite geregi anlamina geldigini söylüyor; asil gizem eger dikkat edilirse buradadir ve vampirin dogaüstülügü buradadir yani alternatif olmasinda… Gerçek vampirler her seyden evvel, genelde kan fetisisti degiller. Bireysel olarak bazlari insan veya hayvan kanini siddetle arzu ediyorlar. Bu arzu kan tadini sevmek veya biraz seksüel ya da majikal bir ritüel sonucunda olusabilir, bazlari saglik, uzun ömür ve majikal güç saglamak gibi nedenleri ortaya koyuyorlar. Birçok kan içici, basit ve saf insanlar, vampir inançlariyla ya da dogaüstü güçlerle hiç ilgilenmiyorlar. En iyisi, onlari “vampir gibi” diye tanimlamak çünkü gerçekten geleneksel veya kurgusal vampir gibiler; kan tüketiyorlar. Bazi kan içme olaylarinin içeriginde kurbanlarinin kanini içme faktörü kiskançliktan veya kinden kaynaklanyor. Bunlar gerçek vampir degiller, sadece vahsi bir biçimde öldürüyorlar. Anemi hastaligina tutulmus olanlari hariç tutabiliriz; kan hastalklarinin kan içme tutkusuna neden oldugu görülmüstür ama biz bu olaylari vampirlik saymiyoruz.

Guiley bir örnek veriyor: Tanidigim vampirler kesin ve dürüst inançlilar; bilinç düzeyinde veya altnda vampir olduklarindan eminler. Onlar geceye aitler, gizemi seviyorlar; günisigina karsi duyarlilar ve en önemlisi bireysel yasam seviyorlar, buna karsin siradan insanlarla yasam paylasmaktan hoslanmiyorlar. Ancak, kendilerine benzeyenlerle zaman zaman kan içmek için bir arada olsuyorlar, yasamlarindaki degisimin kontrol disi oldugu inancindalar. Vampire dönüsmenin onlari insanlardan ve hatta kötülüklerden korudugu düüncesindeler. Vampir Realitesi’nde yasayanlarin bazlari ruhsal çalismalarla mesguller, bu gruba Ruhsal Vampirler diyebiliriz, susuzluklarini kanla degil baskalarinin yasam enerjisini bosaltmakla veya emmekle gideriyorlar, Ruhsal Vampirler daha disa dönükler çünkü çevrelerinde insanlara ihtiyaçlari var, kurbanlarini bu yoldan bulabiliyorlar. Onlari tanimak daha kolay, gece tipi olmalari ve musallat olduklari insanlarin birkaç saat içinde tüm enerjilerini yitirmeleri dikkat edilmesi gereken olaylar.

Guiley, güncel vampirleri tanimlarken, dogaüstü yanlari bir yana hemen tümünün entelektüel, gösterisli, ukala ve çok kotu olduklarini söylüyor; siyah rengi tercih ediyorlar ve bazlari gecelerini klasik müzik türünden konserlere giderek geçiriyorlar, sosyo/politik olarak bir irka, bir inanca, bir partiye, bir millete ve hatta dünyaya bagimli olmaktan hiç hoslanmiyorlar, kendilerini bunlarin disinda görüyorlar. Bir sey daha var; ne olursa olsun ölümden sonra dirileceklerinden eminler. Guiley’in aratirmasinin bir örnek ailntiyla bitirmek gerekiyor: Örnek vampir ABD’nin dogu kiyisinda yasiyor ve 30 yaslarinda, takma adi Kevin: ”Benim öyküm 8 yasimda basladi, daha sonraki dönemde lise arkadaslarimin arasinda dogaüstü konularla ilgilenenler vardi. Bir tanesi Mike’ti ve vampir oldugunu söylüyordu, yüzü daima makyajli gibiydi. Lisa adli bir kiz arkadasi vardi ve Lisa benimle de seksüel ilsikiye girmisti ama Mike buna aldirmiyordu. Lisa onunla sevistiginde çevrelerinde isiklarin olustugunu söylüyordu ama benimleyken böyle olmuyordu. Sonra Mike bana yaklasmaya basladi, cinsel degildi ama onun gücüne hayret ediyordum; çok kuvvetliydi ve beni tek eliyle dakikalarca havada tutabiliyordu. Ama onunla her beraberlikten sonra, kendimi çok güçsüz hissediyordum ve bir sabah uyandigimda Mike’i basucumda buldum. Garip bir sekilde gülümseyerek bana dün gece kanla beslenmeye gittigini anlatti, kiskanmistim, ben de bunu yapmak istedim. Birden gözleri degisti, parlak yesile dönüsüyordu; bunu hiç unutamiyorum, ‘gözlerin’ diye bagirdim ve o gülmeye basladi, sonra beni isrmasina izin verdim. O günden sonra beni yönlendirmeye basladi. Lisa’da aramizdaydi, üçümüz bir arada yasamaya basladik, geceleri bulusuyor, bazen birbirimizin kanini emiyor, bazen de hastanelerden çaldigimiz insan kanlarini ve küçük hayvanlarin kanlarini içiyorduk. Onlar yokken, kimseyi istemiyordum, gün sgndan nefret ediyordum, dairem daima los ve sessizdi. Bir gün, evden çikitm ve yürümeye basladim, tam üç gün hiç durmadan yürüdüm. Bir daha da ne Mike’i, ne de Lisa’yi gördüm. Simdi burada yasiyorum. Bazen kendimi yitiririm, kimse duygularimi anlayamaz, dis dünya beni hiç ilgilendirmiyor; bana kalan mirasla bu evi aldim, baska bir konuda parayla hiç isim yok. Sadece kanla beslenmek bana yetiyor. Nasil mi? Bu bir sir. Yalnizlik bir sorun ama kan sayesinde bunu giderebiliyorum. Bu uzun yillardir böyle sürüyor çünkü Mike’i idealize ediyorum ama benim kisiligim ondan daha zayif, bazen onun gibi baskalarinin dikkatini çekmek istiyorum ama tam o anda buna niye kalktisgimi anlayamiyor ve vazgeçiyorum. Evet, aslinda ben Mike’a benzemiyorum, eminim o bir vampirdi ama farkli deneyimleri vardi ve o daha basarliydi. Simdi amacim diger vampirleri bulmak, bu uzun zaman alacak biliyorum ama vaktim çok. Korktugum tek sey var; AIDS; bizim için en tehlikeli sey, bu nedenle kan saglarken çok dikkatliyim. Tek bir dostum var, benim gibi ama ona bir sey açiklayamam, biraz konusmaya çalistim ama anlamiyor ve sanirim asla neler oldugunu bilemeyecek…

Yolunuz Romanya’ya düserse ve tabiki vampirlere merakliysaniz eger, Wallachia bölgesinde yani ünlü Transilvanya’da, Arges Irmagi’nin kaynagina dogru gidin ve sorun; size tarif edilen yerde bir sato yikintisi bulacaksiniz; iste orasi Count Dracula’nin ya da asil adiyla Vlad Tepes’in satosudur. 1456’da Vlad, buraya hakimdi, satonun stratejik uygunlugu çok isine yariyordu, sarp kayalarinin tepesinde ulasilamaz bir yerdeydi. Vlad’in amaci ”Boyarlar”i kölelikten kurtarmakti. O dönemde, Wallachia’da iki sinif vardi; köleler ve Boyarlar yani aristokrat sinif. Osmanlilarin baskisi ve etkisi nefes aldirmiyordu; Osmanli tahtinda Fatih Sultan Mehmet vardi ve ”Bizans”i yok eden genç Sultan’in gözü Balkanlardaydi. Boyarlarin silahlanmasina ve ordu kurmalarina izin vermiyordu.
Vlad Tepes, bazi Boyarlar’in Türklerle iyi geçinmelerine kiziyor, gizli gizli örgütleniyordu. 1457 yilinda Vlad Tepes bir darbe hazriladi, bir gece yarisi Osmanli taraflisi Boyarlarin satolarnini tek tek basarak tümünü aileleriyle beraber esir aldi ve vahset o gece basladi. Esirlerini aylar boyunca dolastirarak birer birer öldürdü, inanilmaz iskenceler yapiyordu, kadin çocuk dinlemiyor; anadan dogma soyuyor, uçurumlardan atiyor, derilerini yüzüyor, açliktan öldürüyor, buzlu sularda bogduruyordu. Sonunda haberler Fatih’e ulasti ardindan Osmanli birlikleri bölgeye girdiler.
Vlad Tepes, önce birkaç çatismayi kazandi ve esir ettigi Türkleri feci sekilde öldürttü; çogunun kavuklarini baslarina çiviletmis ve sonra da kaziga oturtmustu. Tam anlamiyla çildirmisti; ya kazanlari kaynatyor, insanlari içine canli canli atiyor, kesik baslardan kuleler yapip karsinda oturup sarap içiyordu, iste ”Kazıkli Voyvoda” unvanini o zaman kazandi çünkü esirlerini canli canli yaglanmis kaziklara oturtuyordu. Böyle bir ölüm günlerce sürüyordu..
Sonunda Osmanli ordusu, Tepes’i satosunda sikistridi ama satoyu almak çok zordu; bes kulesi vardi, konumlari ve sarp kayalari top atesini engelliyor, Türkler sürekli çapraz ate altinda kaliyorlardi.
Efsaneye göre, satoda uzaklara açilan gizli geçitler vardi, Osmanli askerleri canla basla savasirlarken, çevreden Tepes’in baska yerde oldugu haberlerini aliyorlar ve moralleri bozuluyordu ve sonunda Voyvoda’nin orada olmadigindan emin olarak geri çekildiler ama savas bitmemisti. Sürekli Türklerle savasan Vlad Tepes,1462’de kaça kaça geriledigi Poenari’de kusatildi, karsi kuleden irmaga atlayarak intihar etti. Ama Tepes yine kaçmayi basararak yeniden örgütlenmeye baslamisti ki, öldürüldü, söylentilere göre bir suikaste uğramisti. Efsaneye göre, basi kesilerek, bedeni kayalardan asagi atildi, cesedi toplayan rahipler bir Snagov Manastiri’nin gizli bir mahzenine gömdüler. Ama 1931’de yaplan kazilarda bir sey bulunamadi. Türkler sonunda satoyu da ele geçirerek yakip, yiktilar, öç alinmisti. Kalintilar 1940’taki bir depremden sonra iyice kayboldu. 1960’a kadar satonun yeri bilinmiyordu; Raymond T. McNally ve Radu R.Florescu satoyu buldular. Sonra restore edildi ve Romanya icin önemli bir gelir kaynagi oldu. Bu iki araştırmacı ayni zamanda da, efsanevi Count Dracula’nin tarihi tiplemesini de yaratmış oldular; Florescu bulduğu bir belgede, Vlad Tepes’in kurbanlarinin kanını içtiğini ve olumsuzluk pesinde olduğunun yazılı olduğunu açıkladı. Brom Stoker’in Dracula’si da ayni çizgide olduğu için, artık Dracula efsanesi tamamlanarak sağlam temellere oturtulmuştu. Stoker’in Dracula’si 1897’de yazıldı; ortada kesin kanıtlar olmasa da, Stoker’in Vlad Tepes’le ilgili tarihi kaynakları bir şekilde ele geçirdiği sanılıyor.

1977’de çok garip bir olay oluncaya kadar, Dracula bir korku filmi kahramanı, Vlad Tepes ise, tarihin karanlıklarında kalan bir isimdi. Amerikalı bir gezgin olan Vincent Hillyer, izin alarak bir gece Dracula’nin satosunda kaldı, o gece saldırıya uğrayarak boynundan ısırılınca bir efsane daha doğdu. Guiley bizlere vampirlerin gerçekten var olduklarını kanıtlıyor ama bunlar bildiğimiz beyaz perde vampirlerine hiç benzemiyorlar, aramızdalar ama bizim gibiler fakat farklı yasıyorlar. Dracula Efsanesi’nin temelinde Osmanlıların bas düşmanlarından olan Romanyalı Voyvoda Vlad Tepes var. Anlaşılıyor ki, Guiley’in insan vampirleri dışında oluşan vampir efsanesi, ticari bir ana fikirden doğarak basarili olmuş ama bu sonucu bilinmeyen olayları göz ardı etmeye engel olmuyor. Guiley’in anlattıkları, gerçekten de düşündürücü. Bir an düşünüyoruz, yukarıdaki tariflere uyan tanıdıklarımızı, ye onların içinde bir vampir varsa..
(Kaynak: FENOMEN Dergisi Ekim 1996)

Reklamlar
Bu yazı Vampirler içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to Vampirler -2-

  1. Geri bildirim: Vampirler -2- - Medyum | Medyum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s